Avrupa İslamofobi Raporu 2024, Müslüman karşıtlığının Avrupa’da kurumsallaştığını ve normalleştiğini ortaya koydu. Rapora göre İslamofobi, bireysel ön yargıların ötesine geçerek siyaset, medya ve kamu politikalarının parçası hâline geldi. Gazze sonrası dönemde Filistin’e destek veren Müslümanlara yönelik baskı ve ayrımcılık belirgin biçimde arttı.
Avrupa İslamofobi Raporu’nun 2024 yılını kapsayan 10’uncu sayısı yayınlandı. Avrupa ve Asya’dan 29 ülkenin incelendiği rapor, Avrupa’da İslamofobinin yalnızca görünür hâle gelmediğini; aynı zamanda kurumsallaştığını, legalleştiğini ve toplumsal düzeyde normalleştirildiğini ortaya koydu. Son 10 yılda Müslüman karşıtı ırkçılık, marjinal çevrelerin söylemi olmaktan çıkarak ana akım siyaset, medya ve kamu politikalarının parçası hâline geldi. Raporda, İslamofobinin münferit olaylar ya da bireysel önyargıların ötesine geçerek yapısal bir ayrımcılık rejimine dönüştüğü vurgulandı.
Türk-Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enes Bayraklı ile William and Mary Üniversitesi’nden Prof. Dr. Farid Hafez’in editörlüğünde hazırlanan rapor, önceki yıllardaki bulguların devam ettiğini gösterdi. 2023 raporunda Norveç, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde nefret suçlarının belirgin biçimde arttığı, Fransa ve Danimarka’da ise hukuki ve kurumsal ayrımcılığın sürdüğü belirtilmişti. 2024 verileri, bu eğilimin Avrupa genelinde daha da derinleştiğine işaret etti.
Rapora göre, 2024’te Müslümanlara yönelik ayrımcılık, nefret söylemi ve dışlanma daha da normalleşti. İslamofobinin artık yalnızca bireysel bir sorun olmadığı; kamu politikaları, güvenlik uygulamaları ve medya dili aracılığıyla yapısal bir nitelik kazandığı tespit edildi. Özellikle Gazze’de yaşananlar sonrası Filistin’e destek veren Müslümanlar, gösteri yasakları, polis müdahaleleri, gözaltılar, işten çıkarmalar ve üniversitelerde disiplin soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldı. Raporda, bu süreçte ifade özgürlüğünün Filistin meselesi söz konusu olduğunda askıya alındığı, İsrail’i eleştiren Müslümanların “antisemitizm” suçlamasıyla susturulduğu vurgulandı.
Raporda, 2015’ten bu yana yürütülen çalışmaların İslamofobiyi geçici tepkiler olarak değil, Avrupa toplumlarına yerleşmiş bir ırkçılık biçimi olarak belgelediği hatırlatıldı. 2024 raporu, İslam karşıtlığının birçok ülkede kamu politikalarında, güvenlik tartışmalarında ve medya temsilinde gündelik bir norm hâline geldiğini ortaya koydu.
İslamofobik söylemlerin siyasi dil ve güvenlik politikaları üzerinde belirleyici hâle geldiğine dikkat çekilen raporda, bu durumun, Müslümanların kamu hizmetlerine erişiminden istihdama, eğitimden adalet sistemine kadar pek çok alanda eşitlik algısını zedelediği ifade edildi.
Raporda 2024’ün en çarpıcı bulgularından biri, İslamofobinin devlet politikaları aracılığıyla meşrulaştırılma riski oldu. Bazı ülkelerde güvenlik uygulamalarının Müslümanlar üzerinde yoğunlaşmasının, ayrımcılığı yapısal bir zemine taşıdığı uyarısı yapıldı.
Raporun sonuç bölümünde, İslamofobiyle mücadele için yasal çerçevelerin güçlendirilmesi, nefret suçlarının etkin biçimde izlenmesi, medya ve dijital platformlarda nefret söylemiyle mücadele edilmesi ve sivil toplum–akademi iş birliğinin artırılması önerildi.