Trump yönetiminin, Venezuela’ya yönelik askeri ve siyasi hamlelerden önce ABD’li petrol şirketleriyle temasa geçtiği, yıllar önce el konulan varlıklar için tazminat desteğini ülkeye geri dönüp petrol altyapısına yatırım yapmaları şartına bağladığı iddia edildi. Öte yandan ABD Başkanı, Venezuela’da taleplerinin yerine getirilmemesi halinde ikinci dalga harekata hazır oldukları tehdidinde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Venezuela’da yıllar önce el konulan varlıkları için tazminat talep eden ABD’li petrol şirketleriyle, ülkedeki askeri ve siyasi hamlelerden önce temas kurduğu iddia edildi. Politico dergisine konuşan yetkililere göre Washington, tazminat beklentisi içindeki şirketlere destek vermeyi, Venezuela’ya yeniden girerek petrol sektörüne büyük ölçekli yatırım yapmaları şartına bağladı.
Trump, önceki gün düzenlediği basın toplantısında “ABD’nin dev petrol şirketlerini Venezuela’da devreye sokacağız. Milyarlarca dolar harcayarak petrol altyapısını onaracaklar ve ülke için para kazanmaya başlayacaklar” ifadelerini kullanmıştı. Bu söylem, Washington’ın petrol şirketleriyle yürüttüğü iddia edilen temasların, sahadaki gelişmelerden bağımsız olmadığı yorumlarına yol açtı. Öte yandan ABD Başkanı, Venezuela’da Maduro yerine geçici başkan olarak yemin eden Delcy Rodriguez’e açık kapı bırakması da soru işaretlerine neden oldu. ABD daha önce İran’da Musaddık yönetimi petrol kaynaklarına el koymak amacıyla darbeyle devirmiş, Irak’ta Saddam yönetimini hedef alıp, ülkeyi işgal etmişti. Kuzey Afrika’nın petrol zengini ülkesi Libya’da da Kaddafi yönetimi ABD saldırısı ile devrilmişti.

Delcy Rodriguez
Politico’nun haberde, Trump yönetiminin petrol şirketi yöneticilerine; sondaj kuleleri, boru hatları ve el konulan diğer varlıklar için tazminat talep eden firmaların, Venezuela’nın çökmüş petrol altyapısını ayağa kaldırmak üzere sahaya dönmeye hazır olmaları gerektiği mesajını ilettiği aktarıldı. Söz konusu temasların son günlerde hızlandığı, teklifin yaklaşık 10 gündür masada olduğu öne sürüldü. İsmini vermek istemeyen bir şirket yöneticisi ise ABD’nin Amerikan petrol şirketlerini Venezuela’ya dönmeye ikna edip edemeyeceği sorusuna, bunun ancak ABD hükümetiyle doğrudan sözleşme yapılması halinde mümkün olabileceğini söyledi.
ABD Trump, Amerikan Washington Post gazetesine verdiği özel röportajda, Venezuela’ya ABD askerlerinin konuşlandırılmamasının, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez’in “Washington’un taleplerini yerine getirmesine” bağlı olduğunu söyledi. Trump, dün ise Rodriguez’i açıkça tehdit ederek, “Doğru olanı yapmazsa muhtemelen Maduro’dan daha büyük bir bedel ödeyecek” dedi. Trump, ABD askerlerinin sahada olup olmayacağına ilişkin soruya, “Eğer başkan yardımcısı istediğimizi yaparsa buna gerek kalmaz” yanıtını verdi. Trump ayrıca, Rodriguez ile birçok kez görüştüklerini ve süreci anladığını iddia ederek, “Hazırlıklıyız. İlk dalgadan çok daha büyük ikinci bir dalgamız var” ifadelerini kullandı. Aynı dönemde Rodriguez’in geçici lider olarak yemin ettiğini söylediği de basına yansıdı. Rodriguez ise saldırı sonrası yaptığı televizyon konuşmasında Maduro’nun serbest bırakılması çağrısında bulunarak, Washington’la ancak “saygılı ilişkiler” temelinde bir temas kurulabileceğini belirtti.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de CBS televizyonuna verdiği röportajda, Venezuela’ya yönelik saldırılar ve Maduro’nun ülkeden çıkarılması iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Trump’ın “uygun bir geçiş sağlanana kadar Venezuela’da kalacağız” sözleri hatırlatılan Hegseth, bunun şartları ABD’nin belirlemesi anlamına geldiğini savundu. Hegseth, bu şartları; uyuşturucu akışının durdurulması, ABD’den alınan petrolün “geri verilmesi” ve suçluların ABD’ye gönderilmemesi olarak sıraladı. Tüm bu açıklamalar ve iddialar, Trump yönetiminin Venezuela politikasında petrol şirketlerini merkeze alan bir yaklaşım izlediği ve askeri-siyasi adımlar öncesinde enerji devleriyle kapsamlı görüşmeler yaptığı yönündeki tartışmaları güçlendirdi.


ABD Başkanı Donald Trump, son hafta içinde Latin Amerika’ya yönelik dış politika tutumunu sert ifadelerle ortaya koydu. Venezuela’da gerçekleştirilen emperyalist müdahalenin ardından Washington’ın bölgesel hedeflerine dair uyarılar güçlendi. Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasının ardından yaptığı açıklamalarda Meksika, Küba ve Kolombiya’yı açık hedefe koydu. Trump, dün de “O zaman Grönland’dan bahsetmiyordum ancak Grönland’a kesinlikle ihtiyacımız var. Savunma için ihtiyacımız var” diye konuştu. Bu ülkeleri “bölgesel istikrarı tehdit eden unsurlar” diye niteleyen Trump, benzer durumlarda gerekli adımların atılacağını söyledi; bu da diplomatik ilişkilerde yeni bir gerilim dalgasını tetikledi. Üç ülkenin de ortak noktasının Çin ile yakın ilişkilere sahip olması dikkat çekti.
Meksika ile ilişkiler, uyuşturucu göç ve güvenlik üzerinden gergin seyrediyor. Trump, kartellerin kontrolünde olduğunu iddia ettiği Meksika’yı eleştirirken, bu konuda sert bir politika izleneceği mesajını tekrar etti. ABD Başkanı geçtiğimiz aylarda Meksika’daki bazı narko-kartelleri terör örgütü listesine almış ve savaş ilan etmişti. Panama, Trump’ın kıta politikasında tartışmalı konulardan biri olmaya devam ediyor. Geçmişte Panama Kanalı’nın kontrolüne ilişkin açıklamalar yapan Trump, son dönemde bu söylemi yeniden gündeme taşımasa da bölgesel stratejilerde kanalın jeostratejik önemine işaret eden ifadeler kullanıldı. Panama hükümeti ise egemenlik haklarını koruyacaklarını vurguladı.
Küba da Trump’a hedef olmaktan kurtulamadı. ABD Başkanı, Havana’yı Maduro yönetimine verdiği destek nedeniyle hedef gösterirken, küresel çapta artan gerilimde Küba’nın “olumsuz rol” oynadığı iddiasında bulundu. Bu açıklamalar, iki ülke arasında diplomatik tansiyonu yükseltti. Venezuela lideri Maduro’nun New York’tan önce Guantanomo üzerinden nakledilmesi, Havana yönetimine verilen bir gözdağı olarak değerlendiriliyor. Kanada ile ticaret ve ekonomik ilişkiler Trump’ın gündemindeki diğer bir başlık. Trump’ın döneminde Kanada’ya ve Meksika’ya yönelik yüksek tarife tehditleriyle birlikte, kuzey komşusu ticaret ve sınır güvenliği üzerinden eleştirilere maruz kaldı. Ottawa yönetimi, olası tarifelere ve ABD bakışına karşı temkinli açıklamalar yaptı. Son olarak Kolombiya, Maduro sonrası dönemde Trump’ın tehditlerinin hedefindeki diğer bir ülke oldu. Trump, Kolombiya’yı “söz konusu tehditle mücadelede yetersiz kalmakla” suçlayarak, uyuşturucu kaçakçılığı ve güvenlik konularında müdahale sinyalleri verdi. Bu ifadeler, Bogota’da tepkilere yol açtı.