Michigan’da Siyonist lobinin 60 milyon doları aşan seçim harcamalarına rağmen Abdul El-Sayed’in kazandığı zafer, yalnızca Demokratların Senato adayını belirlemedi. El-Sayed’in yarışı önde tamamlaması Washington’daki siyasi dengeleri ve Demokrat Parti’nin gelecek stratejisini değiştirmeye aday yeni bir dönemin de kapısını araladı.
ABD’de başkanlık seçimlerini belirtleyen ve “Salıncak Eyalet” diye bilinen eyaletlerden Michigan’da geçen hafta başında yapılan Demokrat Parti Senato ön seçimi, yalnızca bir adayın zaferi değil, Washington’daki siyasi dengeleri sarsan bir sonuç olarak kayda geçti. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ve özel çıkar gruplarının 60 milyon doları aşan harcamalarına rağmen Abdul El-Sayed’in kazandığı tarihi zafer, Demokrat Parti tabanında paranın ve geleneksel parti desteğinin eskisi kadar belirleyici olmadığını gösterdi. Kasım ayındaki Senato seçimleri öncesinde AIPAC ise bu kez Cumhuriyetçi adayı destekleyeceğini açıkladı. Michigan’da yapılan Demokrat Parti Senato Ön Seçimi, ABD siyasetinde son yılların en dikkat çekici sonuçlarından birini ortaya çıkardı. Halk sağlığı uzmanı ve ilerici siyasetçi Abdul El-Sayed, Yahudi lobisinin 60 milyon doları aşan harcamasıyla desteklenen ve dört dönemdir Kongre Üyesi olan Haley Stevens’ı son derece küçük bir farkla geride bırakarak Demokratların Senato adayı olmayı başardı.
El-Sayed’in zaferini dikkat çekici kılan yalnızca seçim sonucunun başa baş geçmesi değil, karşısında kurulan siyasi ve mali güç dengesiydi. Demokrat Parti’nin Michigan’daki neredeyse tüm statüko yapısı Haley Stevens’ı desteklerken, ABD’deki Yahudi lobisinin çatı kuruluşu AIPAC ile diğer özel çıkar grupları El-Sayed’in önünü kesebilmek için 60 milyon doların üzerinde seçim harcaması yaptı. El-Sayed, seçim gecesi yaptığı konuşmada kampanyasının yaklaşık 60 milyon dolarlık saldırıya rağmen ayakta kaldığını vurgulayarak bunun yalnızca kendi kampanyasının değil, tabandan yükselen siyasetin başarısı olduğunu söyledi.
Michigan Valisi Gretchen Whitmer, Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer ve partinin önde gelen isimlerinin desteğini alan Stevens’ın yenilgisi, Washington’daki Demokrat Parti yönetimi açısından da önemli bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Analistler, bu sonucun büyük bağışlar, güçlü lobi desteği ve parti elitlerinin desteğinin artık tek başına seçim kazanmaya yetmeyebileceğini gösterdiğine dikkat çekiyor.
Bağımsız Senatör Bernie Sanders ise El-Sayed’in başarısını “modern ABD siyasetindeki en olağanüstü seçim zaferlerinden biri” olarak nitelendirdi. “Büyük bir yarışta rakibinden dokuz kat daha az kaynakla mücadele edip, tüm siyasi düzene karşı kazanabilen başka bir aday hatırlamıyorum” diyen Sanders, Michigan sonucunun yalnızca bir ön seçim başarısı olmadığını, Demokrat Parti içindeki ilerici siyasetin ülke genelindeki yükselişinin de sembolü haline geldiğini söyledi.
Uzmanlara göre El-Sayed’in başarısı, son dönemde Kaliforniya, Pennsylvania, Colorado ve New York gibi eyaletlerde ilerici adayların elde ettiği kazanımların en güçlü halkasını oluşturuyor. Üstelik Michigan gibi salıncak bir eyalette elde edilen bu sonuç, Demokrat Parti’nin gelecekteki seçim stratejilerinin yeniden şekillenmesine yol açabilecek önemli bir kırılma olarak görülüyor.
Kasım ayında yapılacak Senato seçimlerinde El-Sayed, Cumhuriyetçilerin adayı Mike Rogers ile karşı karşıya gelecek. Ön seçimde istediği sonucu alamayan AIPAC ise yaptığı açıklamada El-Sayed’i yenilgiye uğratmak için genel seçim kampanyasında çalışmalarını sürdüreceğini ve bu süreçte Cumhuriyetçi aday Mike Rogers’ı destekleyeceğini duyurdu. Böylece Michigan, İsrail politikalarının ve dış politika tartışmalarının da belirleyici başlıklardan biri olacağı kritik bir Senato yarışına hazırlanıyor.